Geziparkı protestosuyla başlayan olayların ülkemin geleceğine olan inancım, ümidim ve birikimleri ciddi anlamda riske sokan bir mahiyete ulaşmasından dolayı başından itibaren hep provokasyon olarak nitelendirdim ve halende o şekilde olduğuna dair kanaatim değişmedi. Ortamda siyasi açıdan zaman zaman sert üslup oluştu doğru ama bunu tahrike getiren bir algı yönlendirmesine dair inanılmaz bir dezenformasyonda dozajlanıyordu. Bu algı yönetimi pek uzmanlık alanım olmasa da örneklerinden kolaylıkla herkesin anlayabileceği bir geçmişimiz var maalesef.
Örnek mi? En büyük özel üniversitelerimizden olan Koç Üniversitesi İstanbul’un en değerli benimde yetiştiğim Boğazın incisi Sarıyer’de kilometrelerce doğal olan orman alanını, bakın doğal diyorum yani kendiliğinden oluşan orman (Geziparkı’ndaki ağaçlar dikme), bunu Garipçe köyüne giderken rahatlıkla ağaçlara bakarak anlayabilir herkes, talan ederek bu kampüsü tamamladı. Hem de kendisine orman alanı olmayan birkaç km ötede daha da büyük alanlar teklif edilmesine rağmen. Kendilerine orman alanının kesilmesinin yanlış olduğu ifade edilen Koç grubu CEO’ları “Ağaç mı değerli insan mı?” şeklinde çarpıtmalar yapmadı mı? Demirel “Verdimse Ben Verdim” diyerek devletin malını babasının malıymış gibi peşkeş çekmedi mi? Algı yönetimi devletin malını peşkeş çeken Demirel’in bu ifadesini espri gibi yutturmadı mı insanlarımıza? Aynı üniversitenin açılışını yapan Cumhurbaşkanı Demirel “Bu üniversitenin burada kurulmasına karşı çıkanlar şimdi nerede?” (Dönemin Belediye Başkanı ve şimdiki Başbakanımız şiir okumaktan tutukluydu o zaman) demedi mi? Bunun gibi sayısız örnek verilebilir.